Hukuk Birimi

İDAM CEZASI GERİ GETİRİLEBİLİR Mİ?

Hukuk Birimi / A Medya Hukuk Danışmanlığı
14 Eylül 2020 Pazartesi 13:33

İDAM CEZASI GERİ GETİRİLEBİLİR Mİ?

Kadına-çocuğa karşı şiddeti, cinsel istismar ve ayrımcılığı yasaklayan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi tartışan bir hükümet ile karşı karşıyayız. 

Bugünler de bu suçlar için idam cezasını gündeme taşımak isteyen bazı siyasîlerin samimiyetsiz manevralarını görmekteyiz.

Ağır iç ve dış sorunların, ekonomik çöküşün toplumsal ve insanî tepkilerin üzerini örtmek, iktidara yönelik eleştirileri gözden uzak tutmak için son aylarda sıkça yinelenen gündem değiştirme stratejisinde yeni bir konu başlığı açılmak istendiği açıktır. Yakın bir zaman öncesinin en önemli tartışma konuları arasında yer alan Çoklu Baro, Ayasofya, internet ve sosyal medya yasakları, Karadeniz’de müjde gibi son birkaç örneğin ardından yeniden idam cezasının ortaya atılması iktidarın kendi içindeki danışıklı hamlelerinden birisidir.

Buna ragmen; bugüne kadar birçok kez dile getirilen, Cumhurbaşkanının da ‘Meclis kabul ederse ve önüme gelirse ben onaylarım’ dediği idam cezası için iktidar ortaklarından şimdiye kadar bir yasa teklifi gelmiş değil.

Devlet Bahçeli her zaman yaptığı gibi sadece konuşuyor. AK Parti Grup Başkanvekili de iktidar ortağı Devlet Bey’in attığı pası alıp; ‘Vatandaşlarımız idam cezası istiyorsa biz de parlamentoda bunun gereğini yapmak zorundayız.’, diyerek tartışmaya destek veriyor. 2011 yılında ilk imzayı Türkiye’nin attığı kadın ve çocukların korunması; kadına, çocuklara yönelik şiddet, istismar, cinsel taciz, aile içi şiddetin, cinsel ayrımcılık ve cinayetlerin önlenmesini içeren İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi kendi içinde gündemine alarak savunan iktidarın, şimdi aynı gerekçelerle bu suçlar için idam cezasını önermesi ne kadar inandırıcı? Kaldı ki, mevcut yasaların yargı makamlarınca tam olarak uygulanması durumunda bile bu ve benzer pek çok suçun önlenmesi, cezasız kalmaması olanaklı iken yaşanan gerçekler, iktidarın bu konudaki samimiyetsizliğini sergilemektedir. Pek çok kadın cinayetinde polise, savcılıklara yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığı; koruma ve uzaklaştırma taleplerinin uygulanmadığı, faillerin yargı kararlarına rağmen rahatlıkla bu eylemleri gerçekleştirdikleri ortada. Artık cezasızlık, yaptırımsızlıkla cesaretlendirilen şiddet, saldırı, taciz, tecavüz, cinayet faillerine karşı toplum sosyal medya kampanyalarıyla isyanını, tepkisini dillendirmek dışında seçeneksiz kalıyor.

Aylardır kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku olayında şüpheli olarak ismi geçen şahıs, babası polis olduğu için gözaltına bile alınmazken, pek çok şiddet, tecavüz, istismar ve cinayet zanlısı mahkemelerde iyi hal indiriminden yararlandırılarak kısa sürede tahliye edilmektedir. Küçücük kız ve erkek çocuklarının dini cemaat, tarikat okullarında, iktidara yakın vakıf yurtlarında, dergâhlarda maruz kaldığı taciz ve tecavüzlerin, cinsel istismarların üzeri örtülürken, kanıtlı belgeli haberlere mahkemelerce erişim yasağı getirilmektedir. Aksine, bu haberleri yazan gazetecilere, yayın organlarına davalar açılmaktadır. Yasaların adil ve ödünsüz uygulanması, suçun cezasız kalmamasıyla bile pek çok olayın önlenmesi mümkündür. Kadına ve çocuğa şiddet, istismar, tecavüz suçlarının cezalarının ağırlaştırılması konusunda ise iktidarın meclis önüne getireceği her türlü düzenlemeye sonuna kadar destek verilmelidir.

İdam cezasının geri getirilmesi Türkiye’nin 1954 yılında imzalayıp mecliste onayladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden (AİHS) çekilmesi anlamına gelmektedir. Bunun sonucu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) ve Avrupa Konseyi’nden çıkarılmak, bu uluslararası kurumlardaki üyeliğin askıya alınması ve dışlanmaktır. Tabii ki aynı zamanda AB’ye tam üyelik adaylığının rafa kaldırılması, müzakerelerin sonlandırılması, Avrupa kurumlarından Türkiye’nin çıkartılması, Gümrük Birliği Anlaşması’nın askıya alınmasıdır.

Bütün bu süreçlerin Türkiye’ye çok ağır siyasi, ekonomik, diplomatik bedelinin olması kaçınılmazdır. Meclis’teki sayısal çoğunlukları idam cezasını getirmek için yeterli olabilir. Ancak Anayasamızın 15’inci maddesi böyle bir düzenlemenin geriye yürümesini önlemektedir.