B. Olkaç AKÇAKESE

DEMOKRASİ

B. Olkaç AKÇAKESE / Editör
11 Ekim 2021 Pazartesi 15:31

DEMOKRASİ

Devlet yönetimlerinin halkın eline geçmeye başlamasından bu yana, her coğrafyada üzerinde tartışmalar yapılan ilk konulardan biridir “demokrasi”.
*
Çoğunun gözden kaçırdığı iki gerçek vardır:
Demokrasi ekonomik bir olaydır ve bir ülkede demokrasiden bahsedilebilmesi için birbirlerine rakip en az iki tarafın olması gerekir. Birbirlerinden farklı bu tarafların aralarındaki rekabet ise her şeyden önce ekonomik güç ile ortaya çıkmaktadır.
*
Demokrasinin en sağlam biçimiyle ayakta kaldığına inanılan Amerika Birleşik Devletleri’nde birden fazla ekonomik güç olduğu için, bu güçler arasındaki rekabetin de öncelikle siyasî partileri doğurduğuna inanılır.
Peki bir ülkede tek bir ekonomik güç varsa, o ülkede demokrasiden bahsedebilmek mümkün müdür?
Elbette hayır!
Çünkü o tek ekonomik güç tüm kaynakları elinde tutmaktadır.
*
Mahir Kaynak, “Büyük Ortadoğu Projesi” adını verdikleri kitapta; “Suudi Arabistan’da herkes Oxford mezunu olsa yine demokrasi olmaz.”, demektedir.
Haksız da sayılmaz.
Çünkü Arabistan ve benzer ülkelerde ekonomik güç tektir.
Tek büyük kaynak petroldür mesela.
Petrolü elinde tutan eğitimden basına her organı elinde tutar.
Dolayısıyla ekonomik kaynak tek elde olunca siyaset de tek elde olur.
Olmak zorundadır.
Siyaset tek elde olunca da demokrasi kültüründen bahsedebilmek gittikçe zor hale gelir.
*
Bu gerçeği bile bile, toplumların ya da milletlerin demokrasi çığırtkanlığı yapmalarının temel sebebi nedir?
Elbette daha özgür bir yaşam.
Özgürlük söz konusu olduğunda, siyasî kadroların değişimi için çareyi sandık mücadelesinde görenler olduğu kadar, bu mücadeleyi darbe gibi günümüz dünyasında sineye çekilemeyen araçlarla gerçekleştirmeye çalışanlara da rastlanmaktadır.
Her şeye rağmen yadsınamaz bir başka gerçek de şudur ki, demokrasinin en sağlam haliyle ayakta kalabildiği milletlerde dahi, ülke yönetimini elinde tutan bir sınıf mutlaka vardır.
Sonuç ne olur o zaman?
O egemen sınıf, yani güç, diğerlerine göre daha kolay organize olur.
Para kaynaklarını elinde tutar.
Para, basını satın alır.
Basın seçmeni bloklaştırır.
Hatta o güç, para kaynakları ile birlikte iş dünyasını çepeçevre sarıp kuşatır.
*
Üzerinde durmak istediğim bu gerçeklerin dışında daha farklı ama gerçekleşmesi daha kolay bir senaryo da karşımıza çıkacaktır.
Egemen gücün hakim olduğu bir yerde, demokrasi varmış gibi görünse de, o demokrasinin kanatlarının altında asla ideolojik farklılıklara müsamaha gösterilmeyecektir.
Milletin yönetiminde ırk, mezhep, din, etnisite gibi farklılıklar üzerinden sığ politikalar yapılacaktır.
İşte bu durum, bahsettiğimiz ilk özelliklere nazaran en çok içinde bulunduğumuz coğrafyada kendisini hissettirmektedir.
Bu sebeple, bizi Ortadoğu’da gösteren bu coğrafyada, demokrasi çerçevesinin dışında çok keskin bir farklılaşma ve ayrışma ortaya çıkar. Bunu yaratmaya gayret edenler de, başrolünü sözde demokrasinin temsilcisi ülkelerin oynadıkları filmin figüranlarıdır.
Türkiye gibi bir tarafı Batı’ya, bir kısmı da maziye bakanların olduğu topraklarda bu ayrışma ve farklılaşmalar derin fikir çatışmalarını ve uzlaşmazlıkları beraberinde getiriyor. Uzlaşamayan kesimler de maalesef, çareyi yine dışarıda aramaya devam ediyor.
Kimi demokrasiyi barış olarak tanımlıyor, kimi hak.
Kimi adaletten bahsediyor, kimi mazlumların gücü olmaktan…
Ama dillendirilen fikirler yine de barışı değil çatışmaları körüklüyor.
*
Günümüzde ise, demokrasinin temelinde olduğunu anlatmaya çalıştığım ekonominin zorda olduğunu artık iktidar temsilcileri de kabul ediyor.
AK Partililere göre de Türkiye ekonomik krizlerden etkilendi.
Artık inkar edemiyorlar.
Var olduğu kabul edilmek zorunda kalan bu sıkıntıların üstesinden gelebilmek için, demokrasinin olmazsa olmazı olan ve birbirlerine rakip olmaları gereken ideolojilerin çözüm önerileri birbirinden farklı mı peki?
Ne öneriyorlar?
Hangi fikirleri üretiyorlar?
Millet olarak biraz da bunu düşünelim.
Tam zamanı.